© 2018 Deniz Green

Ara
  • Deniz Green

Doğru Beslenmenin ve Zayıflamanın Önündeki Psikolojik Engeller

En son güncellendiği tarih: 31 Tem 2019

Yemek yemenin üzerimizde duygusal bir etkisi vardır. Örneğin, başkalarıyla iletişim, kendimizi ödüllendirme ve hatta sevgi ile ilişkilendirilebilir. Dr Stephen Porges tarafından 1994 yılında öne sürülen ve günümüzde popularitesi artan bir teoriye göre, insanlar sosyal ilişkiler aracılığıyla rahatlama sağlıyorlar. Sosyal ilişkinin olmadığı noktada ise yemek aynı işlevi görüyor. Tad alma duyusu ve yemek yerken harekete geçen yüz kasları, sosyal ilişkilerde olduğu gibi bir rahatlama sağlıyor bireyler için. Kısacası stresliyken yemek yiyerek rahatlayanlardansanız, bu teori sizi anlatıyor :) Yemeği, sinir sisteminizi düzenlemek için kullanıyorsunuz.




Öte yandan beynimizi rasyonel seviyede de kullanabilen varlıklar olarak, daha önceki bir yazımda bahsettiğim gibi etraflıca düşünmek, plan yapmak ve planı uygulama yetisine de sahibiz. Ne yazık ki stresli anlarda bu yeti geri plana düşüyor ve güvenlik ihtiyacımız nedeniyle beynimiz biraz daha ilkel bir çalışma versiyonuna dönüş yapıyor.


Yemek konusundaki güvensizliklerimizi, kilo almamıza ya da sağlıksız beslenmemize neden olan, yemekle kendimizi ödüllendirme alışkanlıklarımızı değiştirerek yemekle daha sağlıklı bir ilişki kurmamız mümkün. Bunun için öncelikle neden bunu istediğimizi kendimize sormamız gerekiyor. Sosyal olarak kabul edilmek, beğenilmek, sevilmek ve başkalarına iyi görünmek için mi istiyoruz?


Düşünmemiz gereken bir başka nokta: Yemeği ödüllendirme mekanizması olarak kullanmak bir yana, yemek yiyerek ya da kendimizi yemekten mahrum ederek (örn: blumik ve anoreksik vakalar) aslında kendimizi cezalandırıyor olabilir miyiz? Cevap evet ise, utanç ve suçluluk duygusunu bir tarafa bırakıp, sosyal kabullenmeden önce kendimizi bir birey olarak kabullenmemiz ve sevmemiz gerekiyor. İnsanların çocukluklarından beri maruz kaldıkları sosyal, psikolojik ya da fiziksel travma birikimlerini düşününce, elbette bunu başarmak bazılarımız için çok kolay olmayabilir. Kendimize yönelik hoşnutsuzluk ve öfke, günlük hayatta yaşadığımız bir veya birçok stresle birleştiğinde, türlü ümitlerle başladığımız diyetimizi ya da sağlıklı yaşam planımızı bozabiliriz. Bu noktada diyeti bozmamanızı sağlayacak olan tek şey, sosyal kabul için değil kendiniz için geliştirmiş olduğunuz sevgi, motivasyon ve farkındalıktır.

Düşüncelerimizi, düşüncelerimizin duygularımız ve davranışlarımız üzerindeki etkisini gözlemlemek, sık tekrarlanan yeme davranışlarımızı farketmek ve bu zinciri bir yerden kırmamız gerektiğini anlamak, burda anahtar olgudur. O zaman belli yemeklerin bizi iyi, bazılarının da kötü hissettirdiğini görebiliriz. Bu noktada, ne yapmamız gerektiğini bize sosyal beklentiler değil vücudumuz ve benliğimiz söyler ki dinlememiz gereken ses de zaten sadece budur.


Doğru gıdalar ve doğru beslenme alışkanlıklarıyla yaşadığımızda kendimizi daha iyi hissederiz. Hareket kabiliyetimiz ve enerjimiz artar, stresle daha iyi başederiz, daha pozitif oluruz, daha iyi uyuruz ve uyandığımızda dinlenmiş hissederiz. Kendimizi büyük bir dilim pasta ile ödüllendirmenin verdiği mutluluk kısa ömürlüdür. Öte yandan bu pastayı yememe iradesini gösterdiğimizde gelen özgüven duygusunun ve peşinden gelen sağlıklı beslenmenin bedenimizde ve ruhumuzda yaşattığı rahatlık ve hafiflik daha uzun vadelidir.


Doğru beslenme alışkanlıklarını oturtmak için ihtiyacınız olan şey, özmotivasyon, özsevgi ve güvenle beslenecek bu farkındalığı geliştirmektir.


#zayıflama #özgüven #özsaygı #beslenme #sağlıklıbeslenme #kiloverme#diyet


Fotoğraf: Rakicevic Nenad, pexels.com

0 görüntüleme