Tanrıya ilişkin inancımı sorguladığım dönemde - zaman ve mekan kavramlarından bağımsız bir  varlığın nasıl olabileceğini, başlangıcı ve sonu düşünüp- beynim patlarken duyduğum bir söz işkencemi yok etmese de üzerine kalın bir  tabaka atıp daha  az sancılı bir hayatı mümkün kıldı benim için. ” Tanrıyı aklınla asla kavrayamayacağını anlamak  aslında tam da niteliğini çözmektir” demiş birisi..Tüm soruların cevabı  bu mu şimdi? Hayır asla..Bir yandan cennetin bu dünyada aranması gerektiğine inanırken, gözümüzün önünde olup biten, Yunan trajedilerini basit gündelik olaylar seviyesine indirgeyen, içi felaket dolu  binlerce yaşamı, en temel insani ihtiyaçlarını bile gideremeden bu dünyadan göçüp giden binlerce canı  görerek kaygısız bir hayat sürmek nasıl  mümkün olabilir ki..” Bilinmeyen bir yerde ve zamanda mutlak adaletin tecelli edeceğine inanmadan nasıl yaşayabilir ki insan? ”Hayvan olmak istiyorsanız bunu yapmanız çok kolay, insanlığın acılarına gözünüzü kapatıp yalnız kendi ihtiyaçlarınızı gidermeye çalışmanız yeterli” demiş Marx.

Değiştiremeyeceğim şeyler için değiştirebileceğim yaşamımın avuçlarımın arasından kayıp gitmesine izin vermeyeceğim tabiiki. Mutlak amacım “mutlu yaşamak“  ama bunun nasıl olacağını çözebilmiş değilim…Dalgalar arasında fındık kabuğu gibi sallanırken hayatım sağda solda gördüğüm bonusları toplamaya çalışarak mutlu olacağımı sanıyorum.  O bonusları toplamak için  azgın sulara atılmaktan çekinmedim benliğim başkalarının yönlendirmesinden kurtulup kendi yolunu çizmeye karar verdiği günden beri..Etrafımdan geçen güzelliklere bakıp, tüm hayatımı sadece izleyerek geçirmek yerine doğuk suların hediyesi ateşli hummalı  günleri göze almaktan korkmadım..

Şefkati anlatamam sana, senin bana anneliği anlatamayacağın gibi.Ya da sen bir şekilde anlatsan da benim asla anlayamayacağım gibi.. Bir an yaşarsın, güvercin kalbi gibi titrek olur yüreğin..Ve eğer şanslıysan o masumiyet başkaları tarafından kirletilir..Kendini uğruna seve seve feda edeceğin kişi saplamaz hançerini bir zamanlar ona olan şefkatinden başka hiçbir duygunun barınamadığı kalbine….

Sıcak Akdeniz güneşi kavururken ateşinin değdiği her zerreyi  basit bir Olimpos restoranında salata yiyip sohbet ederken dinlediğim müzikleri hatırlattın bana..O anı yaratan şeyleri say desen belki en sonlarda kalırdı kulağıma giren  dalga seslerinin arasında ruhumu dolduran  belli belirsiz nağmeler…

Nafilelik hissinden bahsetmişsin..İçinden çıkamayacağımı bildiğim şeyleri düşünmemeye çalışmayı öğrendim çoktan..

 

Hakan Yüksel